MEVLANA’YI ANMAK VE ANLAMAK
Yazan: anadolununsesi 20 Aralık , 2006
Cömertlik, şefkat, merhamet, tevâzu, hoşgörü…İnsanlığın her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu kelimeler. Günümüzde bu kelimeler çerçevesinde bir nebze ışık olma amacıyla Mevlana’yı analım istedik. Gerçi O’nu anlatmaya çalışmak, bir okyanusun içine bir kovayı daldırıp uzaklara taşıdıktan sonra “Alın, Okyanus budur!” demeye benzer.
Tarih bize toplumların kendi geleceklerine ancak kendi kültürleriyle yön verebildiklerini göstermektedir. Yalnızca sağlıklı bir şekilde gelişip serpilen kültürler ayakta durabilmekte, zamanın aşındırmasına karşı koyarak varlıklarını sürdürebilmektedir. Kültürün gelişip yücelmesi ise öncelikle kendi kültürünü tanıyıp sahiplenerek, sonra da özümseyerek mümkün olabilmektedir.
Yabancı kültürlere özenen, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi düşünüp, onların diliyle konuşmaya yönelen genç kuşağımızı; kaş çatarak, ayıplayıp kınayarak, önlerine işlemeyecek yasaklar koyarak bundan vazgeçiremeyiz. Bunun tek yolu onlara kendi kültürlerinin, o özendikleri kültürlerden çok daha zengin, çok daha temiz, her bakımdan çok daha üstün olduğunu göstermek, anlatmaktır.
Aynı çağda yaşamış ve bugün yücelikleri, bilgileri önünde saygı ve hayranlıkla eğildiğimiz Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Hacı Bayram-ı Veli’nin, Mevlana’nın aynı şeyi, fakat kendi üslupları içinde sanki bir görev bölümü yaparmışçasına aynı gerçeği çeşitli sosyal ve kültürel sınıflara anlatmaya çalıştıkları görülür.
“Gel! Gel! Ne olursan ol, yine gel.
İster kafir, ister Mecusi, ister putperest ol yine gel…
Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…”
Bu sözler Mevlana’daki geniş hoşgörünün, insana duyduğu sevgi ve merhametin en çarpıcı ifadeleridir. Çünkü O’na göre insan “yaratılanların en şereflisi” ve “kainatın özü” efendisidir. Mevlana’da merkez insandır. İnsan görünüşte küçük bir âlem; gerçekte ise en büyük âlemdir. Mesnevi’sinde bunu şöyle dile getirir: “Görünüşte dal, meyvenin aslıdır. Fakat düşünülecek olursa dal meyve için varolmuştur.”
Mevlana barıştır. Mevlana huzurdur. Mevlana tüm insanlığın düşünen beyni duyan gönlüdür. Mevlana hayat sevgisini ve o muhteşem aşkı ölümsüzlük mayası ile yoğurup kendinden sonraki nesillere sunan yüce bir gönül eridir. “Sevgi, acıyı tatlı, bakırı altın eder. Sevgi, ölüyü diri, kulu sultan eder” diyen Mevlana, bir başka seferinde; “Her an iyilik tohumunu ek. Çünkü ekmedikçe hiçbir şey biçemezsin.”der. “Dünyada dostsuz kalmayın. Çünkü ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır”, “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır.”, “İyi de, kötü de senden yetişmiştir. Çirkin de, güzel de kendi elinle kazandığındır.” ifadeleriyle bize yol göstermektedir.
“Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörülükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Dizeleriyle iki yüzlülüğü reddederek hayat felsefesini ve genel ahlak kuralını asırlar önce ortaya koymuştur. O’nun felsefesinde ümitsizlik de yoktur. Onun içindir ki, bütün insanlığa coşkuyla;
“Ümitsizlik semtine gitme, ümitler vardır.
Karanlık tarafa gitme; güneşler vardır.”
diye haykırır.
2007 yılı Mevlana’nın doğumunun 800. yıldönümü. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO, Mevlana’nın 2007 yılında tüm üye ülkelerde anılması yönünde karar aldı. Bir anlamda 2007 yılı “Dünya Mevlana Yılı” ilan edildi. Bu durum, dünyanın Mevlana’nın öğretilerine en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde yaşıyor olmamız nedeniyle de O’nu anlamak ve anlatmak noktasında üzerimize önemli bir görev yüklemektedir. Ama daha öncelikli görev, O’nu ilk önce bizim anlamamızdır.
2006 yılında “Mehmet Âkif Ersoy ve İstiklâl Marşı Belgeseli” hazırlayıp sunan okulumuz; 2007 yılında da “Mevlana Belgeseli” hazırlayıp sunmayı bir görev kabul etmektedir.
Mevlana’ya sahip çıkmak O’nu anlamak ve anlatmak değil midir?
Hayrettin USLU
Turgutlu Anadolu Lisesi Müdürü